29/5/2012



Şimdi, ben bu bloğun hikayesini anlatıcam ve bana öğrettiği birkaç bişeyi.

Götüm baya kalkıktır benim, farklıyım, ateistim (aslında diilim, agnostiğim) o yee çok kuulum farklıyım tarzında. Neden öyle bilmiyorum. Ya kafamda kendimi çok büyütüyorum ya da cidden biraz anormallik derecesinde farklı olmaktan gurur duyuyorum. Neyse.

Bu göt kalkıklığı beraberinde derin bir kendini yalnız hissetme, asla anlaşılamayacağınıza inanma, nalet olsun gerizekalıların arasında sıkışıp kaldım duygularını da getiriyordu tabi. İnsanlara delicesine yukardan bakma, hele ki kendi yaşlarımdaki insanları kafamın içinde ezmekten bir zevk duyma haline dönüşmüştü.

Şimdi, okuyorsanız soruyorsunuz da, neyin kafasındasın lan sen diye.

Valla bilmiyorum neyin kafasıymış, ama dank etti bazı şeyler artık.

Biiir. Öyle çok özel harika müthiş, nasıl derin dünya görüşlü, evrenlerde tek bir yaratık değilmişim ben, bu düştü. Tumblr’ın bu konudaki yardımını göz ardı edemem, takip ettiğim ve beni takip eden bissürü insanın varlığınıda. Kısacası, iyiki varsınız diyelim geçelim.

İkiiii. Çok bir boka yaramıyomuş bu kadar herşeyin fakında, akıllı(bazısına göre deli) bir insan olmak. Sadece oturup kendini yiyip bitiriyormuşsun, insanlar seni bu yüzden sevmeye başlamıyorlarmış, ve o çok akıllı zannetiğimiz herkes hala sosyal kalıplar içinde düşündüğünden sen hala bir azınlık, anlaşılmayan, aslında küçük görülen taraf oluyormuşsun. Saygı duyulan insanlar her zaman az düşünüp kurallara göre oynmasını becerenler oluyormuş. Kuralları sorgulamak pek bir boka yaramıyormuş yani.

Üüç. Farklı olan insan gerçekten sorunlu olurmuş. Uzaktan çok havalı görünen bu farklılık insanın bir güzel içine edermiş, terapiye kadar yolu varmış. Kendini bu kadar çevresinden soyutlayan insanın o çevrede yeri kalmazmış. Aynı anda görünmez olup aynı anda kabul edinilmek istenmezmiş. 

Ve geldik bugüne. Bunlardan sonra, sen konuşunca kimse boş bir sayfayı andıran bir suratla dinlemiyormuş seni, sen de o yüzden kağıtlara ya da beyaz blog “entry” lerine dönüyormuşsun.

O yüzden buraya umutsuzca yazan bir insan oldum galiba ben, böyle boş boş konuştuğum bir blog oldu. Ama dedim ya, bazı şeylerin kafasından da çıkardı beni.

Evet, hiç birşey değişmeyecek belki, ama en azından artık küçük dünyamın benim zannettiğim kadar küçük olmadığını biliyorum ya, yeter. 

27/5/2012



Laptopum intihara teşebbüsde bulundu.

Şuan yoğun bakımda, o yüzden ben de bitkisel yaşama yakın bir konumda internetsiz yaşıyorum.

Post azlığına lütfen biz kendimizi toparlayana kadar aldırmayınız. 

20/5/2012



Hava karardı ya, hayatı ve olgularını sorgulama saatlerine girmiş bulunmaktayız. 

Hiçbir zaman seni her zaman önemseyen, sıradan, sevimli olanlara aşık olamazsın. Aşk öyle güven verici bir duygu değildir çünkü. Öyle sağlam, sıradan, sadece yukarıya doğru çıkan dönme dolap kutucuğu değildir. Aşk risktir, ağlamaktır, kendini bir an gökyüzünde bir an cehenennemin dibinde bulmaktır. Aşk acıtır, mazoşistliği öğretir. Üzülmek ve beklemek gibi kavramlara çok farklı bakmayı öğretir. Aşk süründürür, aşk büyütür. Aşk avutur, acıtır, öğretir. 

E abi neden aşık oluyoruz lan biz o zaman?

Türlerin devamı. 

19/5/2012



Anonymous asked: Absent tir o,yanan içki

Açıkçası ilk ben de öyle düşünmüştüm ama, illegal diil mi o Türkiye de? Adam biz istemeden öyle şak diye verir mi? Diye sorularım oldu, emin olamadım.

18/5/2012



Çok çabuk ağlayan bi insanım ben, artık kabullendim bununla yaşıyorum. Ama oturup kitaplara ağlamam hani. Ama John Green yine öldürdü, yine öldürdü. 

16/5/2012



2 notes

Bu öyle çok anlamlı, çok derin, nasıl güzel noktalara değindiğim bi yazı olmayacak. Öyle aşk üzerine muhteşem laflar etme çabasına da girmeyeceğim. Çünkü, o kadar bıktım ki ve kendimi hayata karşı o kadar yenik hissediyorum ki bunu anlatmak için öyle güzel kelimeler, benzetmeler, derin derin cümleler yok.

Sadece bıktım. Bu kaçıncı bıktım yazısı bilmiyorum artık. Her sabah aynı çalan alarm sesinden, havada asılı bu tiksindirinci nemden, geleceğimin nereye gittiğini asla bilemekten, bütün korkularımdan ve bütün beni ben yapanlardan bıktım. Hayatıma reset atmak istiyorum resmen. Yeniden başlamak bişeylere. Unutmak. Unutabilmek. Çok değil, birazcık. Ne kadar güzel olurdu şöyle.

İnsanların sürekli benden bişeyler beklemesinden delicesine sıkıldım. Hafta bir kendimi dışarı atarak yaşamaya mahkum olmaktan bıktım. Sürekli bazı insanlar için sabırlı, bazıları için mutlu, bazıları için sakin, bazıları için “kafa” olmaktan bıktım. O bu yine ne demişten bıktım. Liseye git eve gel, geleceğin için çalış kuramının ağzına sıçayım.

Hayatımın en güzel yıllarını masa başında geçirmekten bıktım lan. Bık-tım. 

14/5/2012



4 notes

Benim öyle martı, vapur, çay-simit-boğaz hayranı olduğuma bakmayın, Ankara’da büyüdüm ben. Yani en azından sekiz yaşına kadar büyüdüm o güzelim gri gökyüzünün altındaki, insanların trafik kurallarına uyduğu güzel memlekette. Artık odamı bile hatırlamıyorum, ama ne yazar. 

Beni bu hale getiren bu şehir, eminim artık ama. Denize bakıp hüzünlenmeyi, yanımda fotoğraf makinesi taşımayı, sadece vapurun en soğuk yerinde rüzgar benliğimdeki deliklerden akıp geçerken seni unutmayı, dolu dolu nefes almayı, martıların beyazını olduğu kadar grisini de sevemeyi bana öğreten bu şehir.

Ondan bundan kaçtığım, koştuğum, makyaj yapmayı öğrendiğim, korktuğum, bütün hisleri teker teker zorla kendime tattırdığım, yakın arkadaşlar edinip kaybetmeyi öğrendiğim, aşık olup hayatın bir kitaptan çok farklı olmasına lanet ettiğim, insanlar yaşarken zorla yerine oturtutulup, “şış”lanıp hayatı seyrettirildiğim şehir burası.

Ben Ankara’yı çok özledim. 

Ama dünyaları verseler dönemem artık.

Orada kalabilmeyi dilerdim, eğer ben çoktan ben ol mamış olsaydım.

08/5/2012



O kadar bıktım ki…

Yan taraftaki inşaatın takır tukurundan, uykusuzluktan iki gözümün arkasına saplanan bıçak ağrısından, daha uykusuz kalmamı isteyen onca işten, senden, ondan, sürekli uzayan saçlarımdan, alındığı günden beri bir kere bile sulamadığım halde inatla yaşayan kaktüsümden, yazı yazmayı bırakan çocuktan, yazı yazabiliyorum sanan kızdan, kendini bağırınca otoriter sanan otuz yaş üstü-orta yaş krizli insanlar yığıncığından, teorilerini artık kendi üstümde uyguladıkça kim olduğumdan korktuğum Freud’dan, inatla herşeyi yok sayan insanlardan, konuşamayanlardan, konuşanlardan, hergün kafasını bir kutu boyaya sokup liseye gelenlerden, bana sürekli beni sevdiğini söyleyenlerden, beni sevemeyenlerden, iğne iğne gözüme batan güneşten, bir türlü durmayan saatlerden, çayıma atamadığım şekerden, uyurken düşünmekten, düşünmekten, düşünmekten, mutlu olmaktan, söylenmekten, konuşurken konuşmamaktan, senden, benden, yine ondan, biranın tadından, kalemin kağıt üstündenki hışırtısından, benden, benden, maviden ve siyahtan, gülmekten, gülümsemekten, mutlu çocuklardan, dilenen çocuklardan, yağmuru sevmeyenlerden, ıslak çoraplarımdan, sulanan gözlerimden, kaçan kaçan kaçan benden… 

02/5/2012



2 notes

Bi egoist insanlara, bi de boş boş konuşup cevap verdiğiniz de size laf atmaya çalışan insanlara bayılıyorum.

Nası bayılıyorum anlatamam. 

Al bıçağı doğra, fırına ver, yeme de yanında yat.  

25/4/2012



2 notes

Kendimi zorla insanlara aşık edebildiğimi farkettim.

Kısa süreler için.

Mesela. Yiyiştiğim bir çocuğa. 10 dakika. Bana aşık olan bi adama, bir ay.

Benden hoşlanan içine kapanık çocuğa, duraklamalı birkaç ay.

Kendime, bir kaç saniye.

Boğuluyorum. 

Kendimi zorla sevdirdiğim binlerce kişiden aslında ne kadar nefret etmemle, kendimden ettiğim nefret arasında boğuluyorum. 

Page 1 of 18